hayata dair herşey

Ana Sayfa Profilim Arşiv


Fikrimuhim.com

Hakkımda

Örgüler ev mefruşatı serabral palsi hayata dair herşey ilgi alanım içinde bildiklerimi sizlerle paylaşmaya. Bilmediklerimi sizlerden ögrenme gayreti içindeyim.


Kategorilerim



Yazılarım

Oktay Usta Hamur Tatlıları Tarifleri Adana Halkası Tarifi
sinop -karakum tatil resimlerimiz
sinop karakuma tatile gidiyorum
MiRAC NEDiR.?
Dutun Faydaları
mercimekli selva çorba
ısırgan otu soslu selva makarnam
selva makarna tarifleri
NANE VE FAYDALARI
Oktay Usta'dan HAŞHAŞLI SİMİT Tarifi


Arkadaşlarım

munev
kartopum
sacita
cicibisiiy
gönül topcu
blogekle
meyraca
hobibloglari
elishi
begonya35
hogsmeade
elifgoktas
mamila
bahargunesi
haticane
yte
rengim
elemg
ramazantekeli
yesimcetaki
gulefsan
ebru69
mehtapcaisler
hatice38
hilalbulut
reyhan2001


Bağlantılarım

* benim dini blogum
* sezerceşeyler
* hazanistan
* dunyaturum
* ekadin
* yegenimin blogu
* fiammaveneta
* haticeozkan blogspot
* DNA HARİKASI
* DNAHARİKASI
* 1nisan2005
* kızımın sayfası
* elifelif38
* haticeden
* kardeşimin blogu
* gonulkahvesi


Ziyaretçilerim






Reklamlarım







Bannerim







Dost Siteler

Image Hosted by ImageShack.us


Eğlence








paraziter hastalıklar(barsak hastalıkları)

Vücudumuza dışarıdan giren bazı canlıların bizde yarattığı rahatsızlıklardır.

Genellikle ağır hastalığa yol açmazlar ama yaşam kalitesini bozarlar.

.Kirli sulardan,bulaşmış sebzelerden,bulaşmış musluklardan,pişmemiş etten,parazit yumurtalarının döküldüğü çarşaf ve çamaşırlardan,topraktan,enfekte hayvanlardan geçebilir.

Sık karın ağrısı-krampları(açlıkta daha fazla), şiddetli gaz, geçici ishaller, dışkıda yumuşama veya keçi pisliği gibi dışkılama, burun kaşıntısı, anüste (büyük abdestin yapıldığı yer) kaşıntı, yastığa salya akması, diş gıcırdatma, dil kenarında kabartılar, kilo alamama, sabah bulantıları, ağız kokusu, iştahsızlık veya aşırı yeme, vücutta kaşıntılar. (Hasta çoğunlukla gastrit,ülser zanneder, doktoruda bu yönde etkiler.)(Ağız bölgesine ait şikayetler diş ve dişetiylede ilgili olabilir.) Tenya(Şerit) gibi bazı parazitler anüsten dışarı dökülüp hasta tarafından görülebilirler.

Parazitin cinsine bağlı olarak; uzun süreli parazite maruz kalınca; kansızlık, barsak tıkanması, büyümede gecikme, akciğer belirtileri, karaciğer-dalak büyümeleri, deri döküntüleri, hatta ağır organ hasarları bile olabilir.

Yukarıdaki şikayetlerin birkaçı birlikte bulunan veya biri şiddetli şekilde bulunan bir kişide dışkıda parazit aranması, anüse bant uygulanarak yumurtaların aranması gibi tetkiklere başvurulur. Sonuç negatif çıksada, parazit olasılığı yüksek görülüyorsa tahlil defalarca (örneğin üç gün üstüste) tekrarlanabilir. (Paraziti yakalamak herzaman mümkün olmuyor.)

Tedavide parazitine göre değişen ilaçlar vardır. Bazılarının karaciğere veya başka organlara etkisi, ciddi zararları olabileceğinden tam teşhis konduğu zaman, gerektiği gibi kullanılmalı, şikayetler sürsede kendi kendine tekrarlanmamalıdır.

Bazı parazitlerde tüm aile aynı zamanda ilaç kullanmalıdır.

Oksiyür(kıl kurdu) gibi bazı parazitlerde yumurtalar döküldüğünden çarşaf-çamaşırı kaynatmak (makinanın 90 derecesi yeterli değil, 100 derece olmalı), çok iyi ütülemekte tedavinin bir parçasıdır.

Şüpheli sular içilmemeli, kaynatılmalı, iyi yıkandığı şüpheli salatalar, ıspanak vb., az pişmiş-pişmemiş et yenmemelidir. Çocukların toprakla oynadığında ellerini ağızlarına götürmeleri engellenmeli, tuvalet temizliğinde anüse dokunulmamalı, sadece tuvalet kağıdıyla temizlik yapılmalı, çocuklarada öğretilmelidir. Tırnaklar kısa tutulmalıdır. Musluklarla fazla temastan kaçınılmalı, toplu yerlerde de, evlerde de mümkün olduğunca az dokunulan tipte musluklar ve sabunluklar ve sıvı sabun tercih edilmelidir. (Sabundan çok üstündür ama sıvı sabunların kötü markaları ve fazla beklemişleride enfeksiyon kaynağı olabiliyor.)
Uzm.Dr. Esra Özaydın


Tarih: 23:44, 20/2/2009 Kategori: saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

NEFES TERAPİSİ

Bilinçli nefes almanın pek çok olumlu etkisi var. ·  Son yapılan bir araştırmalar her gün aldığımız toksinlerin yüzde yetmişinin nefes ile atıldığını ortaya koyuyor! ·  Derin, tam nefes aynı zamanda iç organlar ve karın kaslarına masaj yapıyor ve güçlendiriyor. ·  Yine araştırmalar gösteriyor ki diyafram nefesini öğrenen kalp hastaları kalp sağlıklarını önemli ölçüde iyileştirebiliyorlar. ·  Araştırmacılar yüksek tansiyon bulguları ve endişenin bilinçli nefes alma ile hafifletilebildiğini kanıtladılar. ·  Etkin nefes almanın fiziksel faydalarının yanı sıra, bazı özel nefes alma teknikleri duygusal strese de yöneltilebilir.

 

 

Grup ve bireysel seanslarda Amerikalıların %90’ının, Türklerin ise %80’inin nefeslerini kısıtladıklarını gözlemledik. Kısıtlama, hoşumuza gitmeyen bir duyguyu kabullenmekten kaçınmak için nefesimizi tuttuğumuz zaman ortaya çıkıyor.

 

Nefesimizi tutarak duygularımızı deaktive ediyoruz, böylelikle bu duygular baskılanıyor ve bilinçaltımızda saklı kalıyorlar. Bu duyguları baskılamaya devam etmek (yani hepsini içimizde tutmak) korkunç bir enerji gerektiyor ve bedenimizde kronik gerginliğe yol açıyor. İşte bu yüzden sabahları yataktan kalkmak için enerjimiz yok. İşte bu yüzden hastalanıyoruz, yaşlanıyoruz. Hücrelerimiz bu yüzden ölüyor.

Eskiler havanın “Prana” –yaşam gücü enerjisi– taşıdığından bahsederlerdi. Bunun her yerde olduğunu ve güneş ışığına maruz kalarak ve bu enerjiyi muhafaza eden besinleri tüketerek bedenlerimize girmesine izin verdiğimizi söylerlerdi. Transformasyonal Nefes sayesinde Prana bedenimize büyük miktarlarda alınmaya başlıyor ve beden elektromanyetik  alanımızı değiştiren güçlü bir pozitif enerji titreşimi üretmeye başlıyor. Evrensel ‘Yükseltme Yasası’ nedeni ile seanslar sırasında negatif enerjiler pozitif enerjiye yükseltiliyor.Özel seanslar: Gerçek bir arınma sanatı olan bu teknik geçmişte yaşadığımız travmaların fiziksel boyutta yaratmış olduğu etkileri temizleyerek duygusal ve mental boyutlarda da bir arınma başlıyor.

Yaşam gücü enerjileri bedenimize girerken bastırılmış duygular açığa çıkmaya başlıyor. Titreşimdeki değişiklik nedeniyle travma kalıcı bir şekilde temizleniyor, enerji alanı tamamen pozitif hale geçiyor. Artık analize, geçmişteki konulara dönmeye, ya da bir şeyleri “tamir etmeye” ihtiyaç kalmıyor.

Bir travma ya da özel bir konu çözümlendikten sonra, zihinsel dinginlik sakinleştirilmiştir ve ruh ile temas daha açık hale gelir. Bu gerçekleşirken, kim olduğumuzu hatırlarız. Kim olduğumuzu hatırlarsak, daha farklı davranır ve dünyamız ile daha farklı etkileşiriz. Biz değiştiğimizde, etrafımızdaki dünya da değişmiştir.

Transformasyon: dönüşüm, “şeklin ötesine geçmek” anlamına geliyor. Transformasyonal Nefes, zihinsel ve duygusal travmaların saklandığı bilinçaltı dünyamıza ulaşmak için fiziksel şeklin ötesine geçen yoğun bir süreç. Pek çok araştırmacı bu bastırılmış materyalin yaşamda optimal performanstan daha azı ile yetinmemize neden olduğuna inanıyor. Bu içsel dokularla bir kez meşgul olmaya başladığımızda, daha fazla tatmin ve doyum ile yaşayabiliriz.

Uzun zamandır var olan travmayı çözebildiğimizi, daha önceki sınırlarımızın ötesine geçebildiğimizi, kesin bir bilinç düzeyine vakıf olabildiğimizi keşfederiz. Bilinçaltımızdaki kısıtlamaları temizledikten sonra, ruhumuz ile temasa giden yol açıktır artık.  Bu temas mistik deneyimlere, büyük bir içsel aydınlanmaya ve her şeyin yeganeliğinin farkındalığında artışa neden olur. Bu deneyimler algılarımızı değiştirir ve stresi çözer.

Nefes alışkanlığını yaşamlarımızı nasıl yaşadığımıza dair bir metafor olarak düşünün. Nefes alışımızı kısıtlarken, duygusal yanıtlarımızı boğup bastırırken, aynı şekilde yaşamlarımızı da kısıtlarız. Zihnimizi odaklar ve nefesimizi yönlendirirsek, kendimizi daha engin ve sağlıklı bir yaşam deneyimine açmış oluruz.

 

Nefesimizi açmak için ne yapmalıyız?

Nefesimizi değiştirerek hayatımızı nasıl yeniden yaratırız?…
Adım adım:Nefesinizin açılması, daha rahat ve derin nefes alabilmeniz için miminum 5 seans (2-3 grup, 3 özel seans tavsiye edilir.) almanız gerekiyor. Mimimum 5 seans almış kişiler terapistimizin de onayı sonrasında ‘’self-session course’’a, kendi kendinize nefes seansı verebilmeyi öğrendiğiniz ve yaşamınızda bambaşka bir kapı açacak olan çalışmaya katılabiliyorsunuz. Çalışmalar başlangıç aşamasından itibaren adım adım şu şekilde ilerliyor: ·  Transformasyonal Nefes Tanıtım Çalışmaları: Her ay birkaç defa düzenlenen bu çalışmalarda Transformasyonal Nefes ile ilgili bilgi alıyor, neden, niçin, ne, nasıl ve ne zaman uygulanabileceğini öğreniyorsunuz. İlk nefes seansınızı da aldığınız çalışma grup eşliğinde yapılıyor ve 2 saat sürüyor.·  Transformasyonal Nefes Grup Çalışmaları: İlk seansınızı aldıktan sonra farklı gün ve saatlerde düzenlenen grup çalışmalarına katılabiliyorsunuz. Bu çalışmalar bir buçuk saat sürüyor.  

 

 

·  Transformasyonal Nefes Özel seanslar: Terapistimiz ile randevulaşarak katılabildiğiniz bir saat süren özel nefes seansları yaşamınızı tamamen transforme edebilecek güce sahip.

 

 

 

Seans nefes açıcı egzersizler ile başlıyor. Bunlar enerjimizin ve beyin fonksiyonlarımızın artmasını, enerjimizin artması ise mental ve duygusal olarak daha mutlu ve keyifli bir duruma geçmemizi sağlıyor. Hareket ederek ve nefesimizi değiştirerek sağladığımız yüksek enerji frekansı vücudumuzda geçmiş zamanlarda travmatik durumlar nedeni ile sıkışıp kalmış düşük enerji frekanslarını değiştirmeye başlıyor.

Buda vücutta sıkışıp kalmış düşük enerji seviyelerinin neden olduğu ağrı ve gerginliklerin giderilmesini, tüm sistemimizin hafiflemesini, daha net ve duru olabilmemizi sağlıyor, yaşlanmayı geciktiriyor, zorluklar ve stres karşısındaki direncimiz ile kandaki oksijen miktarını artırıyor, nefes alışverişimizi düzenliyor.

Transformasyonal Nefes Nedir?

En ileri düzeyde, kendi kendini iyileştirme ve canlandırma sistemi olan Transformasyonal Nefes Tekniği, geçmişte yaşanan ve bilinçaltında bastırılan travmaları temizler, fiziksel özellikleri canlandırır ve beyindeki duygusal ve zihinsel travmaları dönüştürür. Transformasyonal Nefes tekniğininin sağladığı oksijen artışının doğal faydalarının yanı sıra, fiziksel ve duygusal alanlarda maksimum gelişim sağlar ve farkındalık  düzeyini yükseltir

 

Bu süreç, kişinin nefesini nasıl açacağını ve tüm solunum sistemini nasıl kullanacağını öğrenmesi ile başlamaktadır. Bunun sonucunda, enerji düzeyi yükselmekte, beyin işlevleri artmakta ve böylece daha keyifli zihinsel ve duygusal ruh hallerine ulaşılmaktadır. Nefesin oluşturduğu daha yüksek frekanslı enerjiler, kişinin vücudunda ve bilinçaltında bulunan daha düşük frekanslardaki enerji modellerini değiştirir, transforme eder. Bu süreç, acının ve sistem içindeki yoğun enerjilerin daimi olarak dönüşmesini, yerine hafiflik ve netlik duygularının dolmasını sağlar. Nefes alış tarzımızı değiştirdiğimizde dünyamız değişir. Huzurumuz artar ve her anın tadını çıkarırız. Yaşamlarımız sürekli iyileşir.

Transformasyonal Nefes; kişide fiziksel, zihinsel ve duygusal bütünlük sağlayan ve sistemde önemli düzeyde iyileşme gerçekleştiren ve kişinin ruhsal yapısını güçlendiren güçlü bir tekniktir.

 

Bir düşünün. Yaşamımız ilk ve son nefesimiz arasında ki sürede gerçekleşir. Hiç bir şey nefes kadar gerekli ve şu anda değildir.Yemek yemeden 3 hafta, su içmeden bir kaç gün yaşayabiliriz. Fakat pek çoğumuz nefessiz ancak bir kaç dakika dayanabiliriz. Bu da canlı kalabilmemiz için nefesi gerekli kılıyor.

 

 

Bu sürecin ikinci düzeyinde olumsuz düşünceler, bastırılmış duygular, doğum travması, çocukluk travmaları ve geçmişte yaşanmış travmalar iyileştirilir. Tüm davranışlar ve eylemler, bir duygunun veya inancın sonucudur. Davranışlarımızı değiştirmek istiyorsak, duygusal/akılsal düzeyde değişiklik yapmamız gerekir. Nefes alırken oksijenin yol açtığı yüksek frekanslı titreşim, vücudumuzdaki elektromanyetik alanı değiştirerek oksijen yüksek frekansına yükseltmemizi sağlar. Bunun bilincine vardığımızda, nefes almanın daha bilimsel ve metafiziksel bir unsuru devreye girer. Fiziksel değişim yasasına göre, düşük frekanslı titreşim enerjisi, yüksek frekanslı titreşim enerjisine maruz kaldığında yükselir ve bu yükselme kalıcıdır. Bunun nefes alma sürecindeki anlamı, yüksek frekanslı titreşim enerjisinin hücre belleğindeki ve bilinçaltındaki düşük frekanslı titreşim enerjisini arttırdığıdır; düşük frekanslı titreşim enerjisi ise olumsuz düşünceleri, travmaları ve bastırılmış duyguları içerir. Böylece bellekte kayıtlı tüm karanlık köşeleri aydınlatabiliriz. Belleğimizdeki bu enerji tıkanıklıkları açıldığında, artık olumsuz etkilenmeyiz.

Bilinçaltı düzeyinde düşünme ve hissetme, nefes alışımızla bağıntılıdır, başka bir deyişle “Nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz”. Herkes kendine özgü bir şekilde nefes alır. Bazı ortak nefes alma modelleri vardır, fakat bireylerin farklı durumlarda nefes alış şekilleri, parmak izi gibi benzersiz ve bireye özgüdür. Güçlü bir duygu hissettiğimizde kendimizi rahatsız hissedersek o an nefesimizi tutarız, böylece o duygudan kurtulmaya çalışırız. Bize kendimize hakim olmamız, susmamız vs. öğretilmiştir. Çoğu kişi kendini duygularına bırakmaz. Kulağa garip gelebilir, fakat karından nefes almak, tatsız duygulardan kurtulmayı sağlar, çünkü bu durumda hareket halindeki enerji tüm vücut ile birleşir, dışa vurulur ve vücuttan atılır. Nefesimizi tuttuğumuz zaman ise söz konusu enerji hücrelere gönderilerek bastırılır. Bunlar hastalığa ve diğer fiziksel şikayetlere yol açabilir. Yıllar boyu nefesimizi tuttuğumuz için bastırılmış olumsuz enerji birikmiş ve belirli bazı yerlere depolanmıştır. Sonuçta doğal nefes alma becerimizi kaybederiz, bu da doğal yaşamdaki yolun kaybedilmesi demektir. Nefes almak daha sevgi, neşe ve sağlık dolu bir hayatın kilit noktasıdır.

Bilinçaltı ile nefes alma modelleri arasındaki bu sinerjinin iyi tarafı, iki yönde çalışmasıdır. Nefes alma tarzımızı değiştirdiğimizde, düşünme ve hissetme tarzımızı da değiştirmiş oluruz ki bu da Transformasyonal Nefes tekniğinin dünyaya sunduğu en büyük hediyelerden biridir. Daha çok nefes alırsak, hayattan da daha çok şey alırız. Kolay, hızlı ve rahat şekilde nefes verdiğimizde, geçmişte kalmış veya bizim için olumsuz bu unsurları dışarı atarız. Nefes alma modelinde ne kadar açık ve bağlantılı olursak, nefes alma da bize istediğimiz şeyleri o kadar çok verir.

Böylece Transformasyonal Nefes’in üçüncü düzeyi olan ruhsal düzeye geliyoruz. Doğuda bilinçli nefes almanın gücü, asırlardır ruhsal aydınlanma aracı olarak kullanılmaktadır. Batıda bu konuya ancak son zamanlarda ilgi gösterilmeye ve akıl-beden bağlantısını araştırmaya başlanmıştır. Yaşam gücü, bilincimizi değiştirerek bilinçlilik düzeyini yükseltir ve bunu günlük yaşama bağlar. Böylece insan içinde rehberlik ve netlik kazanır. Gerçekler zaten insanın içindedir, aksaklıklar ortadan kalktığında doğal ve serbest şekilde ortaya çıkar.

Eğer genel olarak konuşursak, biliyoruz ki, Transformational Nefes tekniğini kullanmadan önce solunum sistemimizin ancak %30 kapasiteyle kullanırız ve ayrıca sistemimize çok az yaşam gücü alabiliriz. Unutmayalım ki, yaşam mucizesini mümkün kılan sadece nefestir. Nefesle alınan oksijen hücrelerimzin en önemli besinidir.ETKİTransformasyonal Nefes sürecinin başlangıcında, nefes alma mekanizmasını açmamız gerekir. Solunum sistemi, alt karın bölgesinden başlar, solar pleksus sinir ağından geçer ve göğsün üstüne kadar gelir. Bu bölgeler birbirine bağlanırsa, insanın aldığı oksijen düzeyi en uygun (optimum) düzeye yükselir. Vücut iyileştirici etkiler alır ve zindelik artar. Kişinin enerjisi ve huzuru artar. Kapalı nefes alma modellerinde nefes alındığında, oksijen ve yaşam gücü bu bölgelerdeki hücrelere gider. Alt karın ve diyafram kaslarının kullanılması sayesinde, hazımsızlık ve sırt ağrısı gibi fiziksel şikayetler kısa sürede iyileşir.

Duygusal ve zihinsel olarak- Transformasyonal nefes bilinçaltını temizler: Stresi çözer ve rahat tepki vermenizi sağlar. Hücresel hafızadaki geçmişe ait tramvalarını temizler. Öfke, korku, tedirginlik, suçluluk ve üzüntü gibi bastırılmış duyguları temizler. Ruhsal düzeyde- Transformasyonal nefes bizi bilincin daha yüksek seviyelerine bağlar: Üst benliğimizle olan bağlantımızı açar. Birlik hissinin oluşmasını getirir Ruhsal hediyeleri tam olarak anlamamızı sağlar. Transformasyonal nefes daha çok sevgi, neşe ve “kendini iyi hissetme” sunar. Transformasyonal nefes prosesi aracılığıyla nefes alma şeklinizi derin ve tam bir diafram nefesine dönüştüreceksiniz. Bu prosesle hücresel hafızanızın tüm seviyelerindeki negatif enerjiler temizlenecek ve bu sizin daha canlı, genç ve kendinizle olduğu kadar başkalarıyla da daha rahat olmanızı sağlayacak. 

Transformasyonal nefesin etkili olduğu gözlemlenen alanlar:
Bağımlılık/ rehabilitasyon    sigara görmede düzelme   
alıntı

Tarih: 12:13, 13/2/2009 Kategori: saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

MANYETİK ALAN TEDAVİSİ

Biofeedback’ ifadesi modern teknolojiyi ve bilgisayarı High tech’i çağrıştırıyor. Halbuki 1906’da psikanalizin babalarından biri olan C. G. Jung muayenehanesinde hastalarının ciltlerinin direncini ölçebilen bir alet kullanıyordu . Fakat ondan sonra biofeedback tekniği ancak altmışlı yıllarda
tekrar ilgi görmeye başladı. 1969’dan itibaren vücut fonksiyonlarının ölçülmesine ve geribildirimine resmi olarak biofeedback denmeye başlandı.

Geliştirme dercesine ve tıbbi kullanım sahasına göre son yıllarda biofeedback alanında çeşitli teknikler ortaya çıktı:Cilt direnç ölçümü ,elektroensefalografi(EEG),parsiyel oksijen basınç ölçümü,kalp hızı değişkenliği(HRV).

Bugünkü anlayışa göre biofeedback hastanın bilinçsiz vücut fonksiyonlarını etkilemek için ölçüm verilerinin hastaya geri dönüşümü anlamına geliyor.Gelecek başka bir yol daha gösteriyor:Ölçüm verilerinin hastaya değil ,terapi aletlerine geri dönüşümü.Bu şekilde alınan bilgiler aracılığı ile aletler terapinin seyri ve dozajını maksimal etkiye ulaşacak şekilde otomatik ayarlayabiliyorlar.

Vita-life eMRS sistemi dünya çapında ilk terapi aletlerinden biri olarak tedavi akışının otomatik kumandası için böyle bir biofeedback – bileşenleri içeriyor. Parmak sensoru üzerinden kalp atışlarının değişkenliği(HRV) devamlı ölçülüyor; ölçüm verileri hakiki sürede dozun devamlı ayarlanmasını sağlıyor.

Etkili olduğu hastalıklar

· Alzheimer
· Cinsellik
· Depresyon
· Fibromyalji
· Koroner Arter
· Migren ve Stres
· Multiple Skleroz
· Osteoartrit
· Parkinson
· Romatizma
· Romatoid Artrit
· Sedef

alıntı

Tarih: 12:12, 13/2/2009 Kategori: saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

KÖTÜ AĞIZ KOKUSU (HALITOSIS)

Kötü ağız kokusu, çoğu zaman mahcubiyete, sosyo-psikolojik problemlere sebep olur; hatta evlilikleri bile olumsuz etkileyebilir.
 

SEBEPLERİ:

  • Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Ölü veya ölmek üzere olan bakteriler sülfür bileşikleri açığa çıkarır.
  • Bakteri tabakaları ve yiyecek artıkları dilin arka tarafında birikir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlü bir yapıdadır ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir özelliğe sahiptir. Büyük miktarda sülfür bileşikleri de bu alanlarda birikir.
  • Eğer diş yüzeyi temizlenmezse kısa sürede bakterilerin yaşamasına elverişli bir hal alır.
  • İleri derecede dişeti rahatsızlığına sahip olanlarda kişinin kendi başına temizleyebilmesi pek mümkün olmayan, ulaşılamayan alanlar vardır. derin dişeti cepleri gibi böyle alanlar da kötü kokuya sebep olur.
  • Şanslıyız ki ağız boşluğundan kaynaklanan kötü kokuların tedavisi kısa sürede sonuç vermektedir ve problem halledilebilmektedir.

 

TEDAVİ YÖNTEMLERİ (Ağız boşluğu kaynaklılarda)

  • Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.
     
  • İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.
     
  • Ağız kokusunu önlemek için, ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.
     
  • İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.
     
  • Ağız kuruluğuna engel olmak için gün boyu su için.
     
  • Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden olur.
     
  • Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.
     
  • Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın. 
     
  • Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu probleme neden olabilir.
     
  • Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.
     
  • Kahve taneleri çiğneyin, portakal veya limon kabuğu emin.
     
  • Alkol ve sigarayı bırakın.


Kötü ağız kokusundan şikayet edenler bu konunun üzerine gitmelidir. çünkü basit bir müdahale ile bu probleminizden tamamen kurtulmanız mümkün olabilir. Eğer ağız ve dişlerinize yapılan müdahaleden sonra hala ağız kokusundan şikayetçi iseniz diğer sebepleri de araştırmak gerekecektir:

AĞIZ KOKUSUNUN DİĞER SEBEPLERİ:

  • Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar
  • Şeker hastalığı (Diyabet) (aseton kokusu)
  • Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibi)
  • Karaciğer yetmezliği
  • Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu)
  • Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır)

Tarih: 00:12, 5/2/2009 Kategori: saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUK AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI (Pedodonti)

Çocukların dişleri niye çürüyor?

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.

Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.
 


Çürük oluşumu engellenebilir mi?

Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.

Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Süt dişlerinin önemi nedir?

 Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.

Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.

Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?

Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar.  Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.

Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.

Çocuklarda diş yaralanmaları                  

Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır.  Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.

Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.

Bebeklerde ağız bakımı                                              

Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.

Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.

Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.

Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.

Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?

Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.

Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında ) başlanması uygundur.

Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.


Ç
ocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.


Ç
ocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım? 

Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.

Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri :

     1) Diş Gıcırdatma:

  • Nedenleri
    Stress, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.

  • Belirtileri
    Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.

  • Tedavisi
    Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır.
    Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilien bir gece plağı yapılır.

Ayrıntı için bakınız, Diş gıcırdatma (bruxizm)

2) Parmak Emme:                                                   

  • Nedenleri: Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı başınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.

  • Tedavisi:
    Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hemde daha kolay bırakılabilir.
    Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır.
    Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır.
    Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir.
    Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.

Ayrıntı için bakınız, Parmak emme

3) Emzik

Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.

Ayrıntı için bakınız, çocuklarda parmak emme ve emzik

     4) Biberon çürüğü

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?
Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?

  • Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.
  • Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
  • Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
  • Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
  • İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğü önemli midir?
Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü sebebi ne olabilir?
Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

 


Ç
ocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır?

Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu  kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır.Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.

Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır.

Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuk dişlerinde acil durumlar            

  • Diş Ağrısı:
    Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış  yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.
  • Isırılmış Dudak, Dil, Dudak Yada Yanak:
    Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.
  • Diş Tümüyle Çıkmışsa:
    Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.
  • Süt Veya Sürekli Dişlere Travma:
    Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.
  • Diş Hekiminize ulaşana Kadar:
    Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa Kırık diş parçalarını saklayın.

 

  • Süt dişleri toplam 20 tanedir.
  • Süt dişlerinin aralarının açık olması normaldir. Bunun nedeni yerlerine gelecek daimi dişlere yer sağlamaktır.
  • Süt dişlerinde de çürük oluşabilir. Bu çürüklerinde mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
  • Süt dişleri iltihaplanmış ise önce kanal tedavisi denenmeli, mümkün olmazsa diş çekilmelidir.
  • Süt dişleri zamanından önce çekilirse, alttan gelen daimi dişe yer kalmaz ve yer darlığı oluşur.

Tarih: 00:07, 5/2/2009 Kategori: saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY





Blogcu Birlik